16 Nisan 2012 Pazartesi

Genel Muhasebe (1): Muhasebe Kavramı ve Tarihi


Muhasebenin ilk nerede, ne zaman, ne şekilde ortaya çıktığı tam ve kesin olarak bilinmemekle beraber insanlık tarihi kadar eski olduğu düşünülmekte, bütün yönetim bilim, teknik ve uygulamalarının en eskisi olduğu kabul edilmektedir. Plunkett’e (1979) göre muhasebe, mesleklerin de en eskisidir. Bazı muhasebe tarihçileri yazının ve rakamların icadını muhasebeye bağlamaktadır. Diğer bir anlatımla yazı ve rakamlar insanların muhasebe (hesaplaşma) ihtiyacından doğmuş ve gelişmiştir.

Muhasebenin tarihi hakkında elde bulunan sınırlı sayıda kaynakların tümü veya çoğu muhasebe tarihinin ilk önce Asurlardan başladığını ve buradan Mısıra ve asırlarca sonra da Pacioli zamanında İtalya'ya geçtiğini yazmaktadır. Muhasebe ile ilgili ilk yazılı belgelere M.Ö. 5000 yıllarında Sümerlerde, M.Ö.  4000 yıllarında İbranilerde, M.Ö. 3000 yıllarında Mısırlılarda, M.Ö. 2000 yıllarında Babil’de, M.Ö. 500 yıllarında Yunanlılarda rastlamak mümkündür.

Tarihte ilk envanter işlemlerinin (M.Ö. 3400 yılları) Mısır’da mal takibi amacı ile yapıldığı bilinmektedir. Özellikle gıda maddelerinin alım satım işlemlerinin kayıt edilmeye başlanması ile Eski Mısır’da Muhasebe düzeni periyodik envanter yanında günlük kayıtlar ile de oluşmaya başlamıştır. Eski Mısır’da muhasebe tarihi için önemli sayılabilecek bir başka yenilik ise, muhasebenin bütçe ayağının oluşmaya ve yazılı planların kullanılmaya başlanmış olmasıdır.

Sınırsız insan ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla mal ve hizmet üreten işletmelerin faaliyetlerinden kaynaklanan mali hareketlerin işletme sahipleri, işletmeyi yönetenler ve başka ilgililer tarafından izlenmesi ve sonuçlarının öğrenilebilmesi için gerekli bilginin oluşturulmasını sağlayan yegâne araç muhasebedir.

Parayla ifade edildikleri için finansal nitelikli sayılan işlemler belgeler aracılığıyla muhasebe bilgi sistemine girer ve sistemin işleme aşamasında kaydedilir. Finansal nitelikli bir işlemin en az iki yönü olup; varlıkların birinde artış, diğerinde azalış, ya da varlıklarda ve kaynaklarda artış veya azalış yahut kaynakların birinde artış diğerinde azalış yaratır. Bir işlemin bu iki yönüyle kaydedilecek olması muhasebe eşitliğinin bozulmamasına neden olur. Buna, muhasebede çift taraflı kayıt esası denir.

Büyük Alman şair ve filozofu Goethe muhasebedeki çift yanlı kayıt tekniğini “insan dimağının en mükemmel icatlarından biri” olarak ifade eder.  Her şeyin saniyeler içerisinde hızla değişebildiği bugün dahi halen dünyanın hemen her yerinde kullanılan bu tekniğin, özünde hiçbir değişiklik olmadan, beş asırdan uzun bir süredir kullanılıyor olması Goethe’nin ne kadar haklı olduğunu çok açık biçimde ortaya koymaktadır.  Dolayısıyla çift yanlı kayıt tekniğinin hangi gereksinmelerden doğup nasıl bir düşünce atmosferinden geçerek bugünkü düzeyine ulaştığını bilmek,  en azından muhasebe bilimiyle uğraşanlar veya muhasebeyi kendilerine meslek haline getirenler için önem arz eder.

Muhasebe ile ilgili gelişmelerin milat ve milattan sonraki dönemlerde Romalılar ile sürdüğünü yazan kaynaklar, gelişmelerin M.S. 1.500 yıllarına kadar Venedikliler ile devam ettiği anlatılmaktadır. Kayıtlı geçmişi 7000 yıl kadar geriye uzanabilmekle birlikte “alacak-borç” ilişkilerini düzenli yansıtan süreklilik arz eden biçimde tutulmuş muhasebe kayıtlarına ise ancak 14.yüzyıldan sonra rastlanır.  Muhasebenin tarihsel gelişimi içinde 14.yüzyıl bu nedenle kırılma noktası kabul edilir. Kaynaklar özellikle çift yanlı kayıt tekniği açısından kayda değer  (bilimsel) gelişmelerin 15.yüzyılın sonlarına doğru başladığını yazar.  İşte bu dönemlerde önemli bir isimle karşılaşılır: Luca Pacioli. Günümüzde kimi muhasebe bilgisayar yazılımlarına da bizzat adı verilen bu insan kimdir, ne yapmıştır, niçin önemli biridir?

Derin bilgisi ile rönesansı kendi içinde mükemmel bir şekilde yaşatan Toskana’lı bu büyük matematik bilgini, 15.yüzyılda Avrupa’ya bilim zevkini tattıran dehalar arasında gösterilmekte ve yaşadığı devrin en ünlü matematikçisi olarak tanınmaktadır. 1878 yılında toplanan İtalyan Muhasebeciler Kongresi tarafından Pacioli’nin doğduğu yerde hatırasına hürmeten dikilmiş bulunan abidede yer alan şu satırlar, Pacioli’nin kim olduğunu veciz bir şekilde özetlemektedir:

“Leonard de Vinci ile Leon–Baptista Alberti’nin dostu ve müşaviri olan, cebire ilk defa ilim hüviyeti kazandıran,  muhasebeyi çift yanlı usule göre öğreten,  eseri ileriki çağlara model olan,  büyük hemşerileri Luca Pacioli’ye kendisini üçyüz yetmiş sene hatırlamamaktan kaynaklanan mahcubiyet içinde San Sepolcro’lular bu anıtı diktiler”.

Barış Safran

Hiç yorum yok: