İKTİSAT TARİHİ (1): Avcı-Toplayıcılar
2011 yılının son günü, Cumartesi akşamı 17:00-19:00, İktisat Tarihi dersinde, Akademik Akademi Eğitim Merkezi'ndeyim. Önceki derslerden keyif alan öğrencilerim, yeni yıla girmeye sadece saatler kalmasına rağmen gelmişler. O güne kadarki derslerde konuştuklarımızdan başlayıp dönem boyu bahsedeceğimiz konulara kadar pek çok meseleye el atıyoruz yılın bu son dersinde. Bu durum, dergi ve televizyonların bütün yılın “en”lerini sıraladıkları listeleri anımsatıyor fazlasıyla. İnsanlık tarihinin “en”leri.
Toffler’in “Üçüncü Dalga” kitabında da bahsettiği büyük dönüşümleri özetliyorum kısaca. Avcı-toplayıcıların macera dolu hayatlarında çok eğleniyoruz. Vahşi hayvanlardan korunmak için yüksek ağaçların dallarında uyumak zorunda kalan atalarımızın sık sık aşağı düştükleri için geliştirdikleri refleksten ve halihazırda uykumuzda, özellikle de uyku-rüya-uyanıklık üçgenindeki o bulanık alandayken yüksekten düşüyormuş hissine kapılıp yatağa çakılışımızın sebebinin de bu dönemden kalma içgüdümüz olduğundan bahsettiğimde şaşkınlıkla bakıyorlardı bana. Ancak ben sadece 70 yıllık ömürlerimizle biz insanoğlunun milyonlarca yıllık evrim tarihini anlayamayışımıza şaşırmıyordum artık. Dört ayaktan iki ayağımızın üzerine geçişimizin avantajlarıyla ilgili “kendilerini avlamak için yaklaşan vahşi hayvanları daha çabuk ve daha uzaktayken görebilmeye başlamışlar” dediğimde, “ağaçların yüksek dallarındaki meyvelere daha kolay erişmişler” diye ekliyor biri. “Zürafa mıyız biz?” diye soruyorum, gülüşüyoruz beraber.
İlkel insanlar arasındaki işbirliği ve işbölümü mevzubahis olduğunda, erkekler avlanırken, kadın-çocuk ve yaşlılar, toplayıcılık ve diğer yardımcı işlerde görev alıyorlarmış. Kendilerinden büyük ve güçlü hayvanları avlayabilmek için erkekler, takımlar halinde çalışmak zorunda kalmışlar. Bu dönemde, erkekler arasındaki ilk ve en temel kontrat olan, “Av Kontratı” imzalanmıştır. Bu milyon yıllık kontrata göre, başarılı bir av için birlikte çalışmaya ve yaşamaya muhtaç olan erkekler, geride bırakılan arkadaş karılarına, avdan sıvışarak gizlice saldırmazlar. Yoksa erkeklerin “acaba geride neler oluyor?” diye düşünüp şüphelenmesi, sürek avını güçleştirir ve erkeklerin avı değil, birbirlerini kovalamalarına sebep olurdu. Bu nedenle Emre Yılmaz; “erkeklerin ihanetleri arasında şüphesiz en şerefsizce yapılanları, iş arkadaşlarının ya da dostlarının karılarıyla olandır” der. Onları derhal aranızdan aforoz edin! Zira Tevrat da bile “sevişmeyin” demez, “komşunun karısına bakma” der.
Birlikte avlanmak için organize olma, avlanırken alet (silah, mızrak) kullanma ve eti pişirme gibi tekniklerin keşfedilmesinin, atalarımızın zekâsının evrimsel gelişimindeki önemine dikkat çekiyorum. Sınıftan kırmızı et sevmeyen ve vejetaryenliğe sempati duyan bir öğrenci itiraz ediyor. Ne yani? Etobur olmayıp da ot-obur kalsaydık bu kadar zeki olamayacak mıydık? Ya da vejetaryenlik aptallaştırıyor muydu?
İnsan atasının avcılıktan çok, diğer etçillerin avlarının kalıntılarını yiyen leşçiller olarak hayatlarını sürdürdüğünü, ve bunun sonucu olarak günümüzde dahi insan tenyasına en yakın tenyanın köpek tenyası olduğu, insan türünün diğer primatlardan ayrılıp et yeme konusunda nasıl sivrilen bir primat türü haline geldiğinin kanıtlarındandır. Yüzyıllar boyunca köpeklerin ve sırtlanların avlarından bize geçen köpek ve sırtlan salyası aracılığıyla ve üç türün birlikte evrimleşmesi sonucu bu durumun oluştuğu düşünülmektedir. Bu diyetteki değişim, insanlara sadece besin zincirinde seviye atlatmamış, aynı zamanda "sebze öğütücüsü" büyük sindirim sisteminden kurtulmamızı sağlamıştır. Bu da daha fazla kalori içeren et ürünlerini yiyen atalarımıza bol enerji sağlarken, yediğimiz yiyecek miktarı azalmış ve önceleri sindirim sistemine harcanan enerji, beynin gelişiminde harcanmıştır. Özellikle yiyecekleri pişirmeye başlayan atalarımız, yiyeceklerin besin değeri düşse de, pişmiş gıdalardaki besin değerlerini çiğ yiyeceklere kıyasla çok daha kolay emebildiği için, beyin gelişimi açısından evrim basamağında diğer primatlara göre çok daha hızlı yol almıştır. Et tüketiminin zekâ gelişimine bir diğer katkısı da, etin içerdiği kreatin maddesidir. British Journal of Nutrition'ın kısa zaman önce yayınladığı bir araştırmaya göre, vejeteryanların hafızasında, kreatin takviyesi verildiğinde, bir artış gözlemleniyor. Zekâ gelişimine yardımcı olan bazı proteinlerin de yalnızca kırmızı et de bulunduğu ileri sürülmekte.
Soruyu soran öğrencinin yüzü giderek bozulurken, hemen yanında oturan kocasının gülümsemesinin genişlediğini görüyorum konuştukça. Neredeyse her çift de olduğu gibi, onların evde de kırmızı et konusunda ayrılık yaşandığını anlıyorum. Ayrıca günümüzde pek çok kadının kanında demir eksikliği olduğunu, bununsa kırmızı et sevmedikleri için olduğunu söylüyorum gülerek ve ikisine bakarak.
3.5 milyon önceki atalarımızın da modern insandan çok farklı olduğunu, yani onların beslenme alışkanlıkları, hayat tarzlarının bizim vücudumuzun gelişimiyle direkt bağlantılı olduğunu belirtmek gerekir. Alet kullanımına bu kadar önce başlamış bir tür olarak insan, büyük köpek dişlerine, avlanmak için pençelere, hiçbir zaman ihtiyaç duymadı. Yine de hala diş ve çene yapımızın et yemeye uygun olmadığını düşünüyorsanız, dilinizi ya da yanağınızı ısırın. Et, hatta çiğ et kesmeye ne kadar elverişli bir diş yapımız olduğunu görürsünüz.
Yaklaşık 3,5 milyon sonra, insanoğlu M.Ö. 8OOO civarında tarım devrimini gerçekleştirdiğinde, iki saatin nasıl da anlamadan geçtiğine şaşırıyoruz hep beraber. “Programın gerisinde kalmadığımız ve eve ödev verdiğim ünite testlerinin sonuçları başarılı olduğu sürece, ara sıra böyle “top ten” listeleri yapabiliriz” diye anlaşıyoruz. Evli olan çiftle beraber çıkıyoruz iş hanından. Birlikte evdeki mutfak maceralarını anlatıyorlar yürürken. Onların bu hallerini çok romantik buluyorum. İzin isteyip sabah yan kaldırımda gördüğüm çingene çiçekçiye yöneliyorum. Sevgilime nergis almalıyım. Yılbaşına saatler kaldı. Bir an önce yuvama gitmek istiyorum.

0 yorum:
Yorum Gönder