27 Temmuz 2010 Salı

Özgürleşme

Toplumun kollektif eylem ile dönüştürülebileceği umudu olmadan toplumsal sorunların olası çözümleri üzerine düşünmek anlamsızdır elbette. Ancak insan ilişkileri olanaklarının araştırılmasının yanı sıra, öznelliğin, toplumun ve çevrenin yeniden yapılandırılmasında bu olanakların oynadığı rolün de araştırılması gerekir. Bu sorun, birey ile toplum, özgürlük ile otorite, kişisel kazanım ile ortak mülkiyet, doğa ile yapıt arasındaki verimsiz olabilecek diyalektik çatışmalardan kaçınır. Toplumsal beklentilerden kurtularak özgürleşme yerine, toplumsal ilişkilere girerek özgürleşmedir. Toplumsal ilişkilerin gelişmesini önleyen engel, her zaman, ilişkideki üçüncü bir aktörün kazancıdır: Uzlaşımlar, değerler, beklentiler, ekonomik yapılar ve politik varlıklar, gerçek ya da hayali olsun, sadece rollerini oynayan toplumsal failler için bir senaryo sağlar.

Örneğin bir savaş alanında birbirleriyle karşılaşan düşman askerlerin, milliyetçi, ırkçı ya da aşiretçi duygularla desteklenen uzak politik ve ekonomik varlıklar uğruna savaşmaları istenir ve askerler bu isteği yerine getirmek için savaşırlar. Toplumsal ilişkileri şakaların, şarkıların, sigaraların ve anıların değiş tokuşuna dönüşerek genişleyeceği yerde, kurşun değiş tokuşuyla sınırlanır. Devrim, senaryoyu yırtıp atmak, içsel gelenekler ve beklentilerin yanı sıra, dışsal politik ve ekonomik kurumları unutmak ya da yıkmak sorunu değildir, çünkü o zaman geriye hiçbir ilişki kalmaz. Aksine devrim, senaryoya eklemeler yaparak, başka yerlerden stratejiler alıp umulmadık değişiklikler yaparak gerçekleşir. Bir tüfek yerine bir paket iskambil kağıdı sallayan asker, farklı bir öykünün gelişim olanaklarını gösterir.

Yazıda da benzer bir yapı izlenebilir: Kuramsal normları doğrudan bir kenara fırlatmak yerine, düşünceyi başka yerlere taşıyan geniş bir sapmalar ve alternatifler yelpazesi sunarak hegemonik söylemlerin tutarlılığını darmadağın ederek. Özgürleşme, ekleme yoluyla gerçekleşir.

0 yorum: