7 Haziran 2007 Perşembe

KÖLE-EFENDİ DİYALEKTİĞİ - BARIS SAFRAN

Not: Bu yazıyı Depeche Mode - Master and Servant eşliğinde okumanız tavsiye olunur ;)

Çalışan insan mı dediniz? Sartre, bu soruya; “çalışma, insanı özgürlüğüne kavuşturan en önemli araçtır” biçiminde yanıt verecektir veya aynı soru, sizin aklınızda “çalışma sağlıktır” özdeyişini çağrıştıracaktır. Ancak, bu yanıtlarla yetinmek istemiyorsanız, önce insan ile nesne, daha sonra da insan ile insan arasındaki ilişkiyi düşünmek zorundasınız.

Diğer yandan, tarihin derinliklerine inince, çalışan insanın yazgısını anımsatan bilinmezlerle karşılaşacaksınız. Bu basit sorular eksenindeki yolculuğunuzda, kimi paradokslarla karşılaşmanız, size sıkıntı ve ıstırap veren kimi düşüncelerle baş başa kalmanız kaçınılmaz olacaktır. Çalışma sözcüğü, yorgunluk, zahmet, sıkıntı anlamları ile bir işyerinde üretim sürecine katılan insanın makine ile olan acımasız mücadelesini anımsatır. Örneğin, iş kazasına maruz kalma veya bir meslek hastalığına yakalanma, çalışan insan ve onun aile bireyleri için dramatik bir yazgıya dönüşürken, insanın makineye yenik düştüğü anın da bir simgesi haline gelmektedir.

Çalışan insanın karşılaşacağı tehlikeler belirtilenlerle sınırlı değildir. Çünkü, köleliğin tarihin mezarlığına gömüldüğü günden beri, çalışma eylemi, özgürlük ve hizmet sunumu olgularını da karşı karşıya getirmektedir. Bir işyerindeki üretim süreci, sadece makine ile insanı değil, aynı yazgıyı paylaşan diğer insanları da bir araya getirir. Gerçekten, çalışma eyleminin özgürlük yaratıcı özelliğinin yanında, ekonomik bir gereklilik olma, kişiye empoze edilme özelliği de bulunmaktadır. Kendisi için bir eser yaratma çabasında olan bir insanın, bağımsız olması ve dolayısıyla özgürlüğüne de tam anlamıyla sahip çıkması, diğer insanlarla ilişkilerini de özgürce belirlemesi söz konusudur. Buna karşılık, iş ya da çalışmanın iktisat bilimi tarafından ekonomik bir değer olarak algılanmasından sonra insanlar, ekonomik yaşamlarını devam ettirmek, kendilerinin ve aile bireylerinin ekmeğini kazanmak için emeklerini, ücret ya da maaş olarak adlandırılan ekonomik değer karşılığında başka insanların otoritesi altına sokmak, onlar için bir mal üretmek ya da bir hizmet sunmak zorundadırlar. Şu halde, çalışma olgusu, makine ile insan arasında olduğu gibi, insanlar arasında da zorunlu bir ilişki ağını ortaya çıkarmaktadır. Ne var ki, bu ilişki ağının özünde yadsınamaz bir çelişki de söz konusudur. Hukuksal planda eşit ve özgür olan iki insan arasında hiyerarşik bir ilişki ortaya çıkmakta, biri diğerinin otoritesi altına girmekte, kısmen de olsa özgürlüğünden fedakârlık etmektedir. Çalışan (işçi ya da memur), kendisini çalıştıran (işveren) ile olan hukuki (sözleşme ya da statü) ilişkisinde, hem süje (taraf), hem de obje (konu) olmaktadır. İş ya da çalışmanın bir meta olarak algılanmaması ve işçinin kişiliğinin ayrılmaz bir unsuru olarak kabul edilmesi, çalışan insanın sorunlarını irdeleyen bilim dallarının (çalışma ekonomisi, endüstri/örgüt psikolojisi, örgütsel davranış, çalışma sosyolojisi, iş hukuku) önüne de ciddi güçlükler çıkaracaktır.

Toplumda gücü esas alan farklı ilişki yapıları bulunur. Bu ilişki yapılarına yönelik etkileyici değerlendirmelerden biri Hegel’e aittir. Köle-Efendi Diyalektiği olarak ifade edilen yaklaşım, aslında birbirinden farklı güçlere sahip bireyler arasındaki ilişki biçiminin (ironik) bir yansımasıdır. Denk olmayan güç sahipleri arasındaki ilişki, köle-efendi ilişkisine dönüşmektedir.

Olanca karmaşıklığı içindeki bütüne Hegel “mutlak” adını verir. Mutlak ruhsaldır. Hegel’i az çok metafizik bir görüşe sahip başkalarından iki şey ayırt eder:

1. Mantık üzerinde durması (gerçekliğin kendisiyle çelişmeli olmadığı yolundaki tek düşünceden çıkabileceği tezi)

2. Diyalektik devini (bu hareket, mantık görüşüyle yakından ilişkilidir).

Mantık, Hegel’in anladığı biçimde, metafizikle aynı, genel olarak mantık olarak adlandırılandan bütünüyle ayrıdır. Gerçekliğin bütününü niteler biçimde ele alındığında, sıradan (bir) yüklem, o bütünle çelişmelidir. Bir başka deyişle, Parmenides’in dediği gibi:
“Tek gerçek olan bir, küreseldir. Hiçbir şey bir sınıra sahip olmadıkça küresel olamaz ve o, dışında bir şey (hiç değilse boş uzay) olmadıkça da bir sınıra sahip değildir. böylece evrenin bir bütün olarak küreselliğini varsaymak çelişmelidir”. Çünkü böylece evren gerçek değildir sonucu çıkıyor. Evren gerçekse, boş uzay vardır.

Buradan yola çıkarak asıl konumuza biraz yakınlaşacak olursak, görünüşte çelişmeye düşmeksizin Bay A’nın bir efendi olduğunu ileri sürebilirsiniz. Fakat eğer evrenin bir efendi olduğunu ileri sürmeye kalkarsanız güçlüklerle karşılaşırsınız. Bir efendi bir köleye sahip olan kişidir. Bir köle, efendisinden ayrı bir insandır. Böylece bir efendi gerçekliğin bütünü olamaz. Bu açıklama, tez ve sentezden kurulu diyalektiğe örnek olabilir:

Önce gerçekliğin bir efendi olduğunu düşünelim. Bu tezdir. Bir efendinin varlığı bir kölenin varlığını içerir. Çünkü mutlaktan başka hiçbir şey gerçekten varolmadığına ve biz şimdi bir kölenin varlığını kabul etmek durumunda olduğumuza göre, şu sonuca varabiliriz:

“Mutlak köledir”.

Bu da karşı tezdir.

Fakat mutlağın efendi olmasına karşı duruşlar, burada da söz konusudur. Bir mutlağın bir efendi ve bir köleden kurulu olduğu görüşüne sürükleniyoruz sonuçta. Bu da sentez.

Şimdi buradan, tamamen asıl konumuza odaklanacak olursak, köle (yönetilen) ve efendi (yöneten) olarak adlandırılanlardan hangisinin gerçekte köle, hangisinin efendi olduğu sorunuyla karşı karşıya geliriz.

Böyle bir ilişkide sadece “köle” değil, aynı zamanda “efendi” de tutsak durumundadır. Tutsaklığı, aslında üstlendiği (veya benimsediği/tercih ettiği ya da zorunda kaldığı) rolün kaçınılmaz bir sonucudur. Toplum karşısında bir maske kullanmaktadır. Öyle ki maske belli bir süre sonra yüzünün gerçek biçimini alacaktır. Artık efendi, efendi rolünün gereklerini yerine getirmeye tutsak olmuştur. Güçlü görünmek zorundadır. Bütün zamanını bunun için harcamaya hazırdır. Rolüne uygun düşmeyen isteklerini törpülemektedir. Belli bir süre sonra artık kendisi olmaktan çıkacak ve özgürlüğünü yitirecektir. Artık kimlik yitirilmiş ve kimin efendi, kimin köle olduğu anlaşılmaz olmuştur.

Böylece, aslında (metaforik anlamda köleleşme/efendileşme süreci olarak yorumlanabilecek) yönetim ilişkisinde, taraflar arasındaki kabul sorununun tartışmaya açık olduğu görülmektedir. Aslında taraflar, çerçeve olarak seçilen köle-efendi diyalektiği ışığında birbirinin yerine geçmiştir. Kimin “efendi” olduğu ve aslında kimin “efendi olma iddiası ile köle” olduğu sorgulanabilir ve bu ilişkinin kabul sınırlarını etkileyen deterministik bağ belirlenmeye çalışılabilir. “İnsanlar neden yönetilmeye razı olurlar?“ biçiminde ifade edilebilecek bir temel sorgulamadan yola çıkılarak, tarafların yönetim ilişkisi içindeki rolleri tartışılabilir ve iç içe geçmiş roller arasında söz konusu ilişkiye yönelik kabul nedenleri belirlenmeye çalışılabilir.

KAYNAKLAR
Russell, Bertrand. (2002), Batı Felsefesi Tarihi Cilt 3 (Çev. Muammer Sencer), İstanbul: Say Yayınları.
Tınaz, Pınar. (2006), İşyerinde Psikolojik Taciz (Mobbing), İstanbul: Beta.
Not: Bu yazı,15. Ulusal Yönetim ve Organizasyon Kongresi'ne kabul edilen ve bildiri kitabında basılan "Postmodern Bağlamda Köle - Efendi İkilemi: İnsanlar Neden Yönetilmeye Razi Olurlar? (Asunakutlu, T. ile Barış Safran)" bildiriden özetlenerek derlenmiştir.

6 yorum:

esra dedi ki...

Emeğinize sağlık.çok beğendim çalışmalarınızı.Bu konularla ilgilenmeye yeni başladım sayılır.bölümüm açısından da çok ilgimi çekti.teşekkürler paylaşımların için

esra dedi ki...

Emeğinize sağlık.çok beğendim çalışmalarınızı.Bu konularla ilgilenmeye yeni başladım sayılır.bölümüm açısından da çok ilgimi çekti.teşekkürler paylaşımlarınız için

Barış SAFRAN dedi ki...

teşekkür ederim esra :)

Adsız dedi ki...

Great web site you've got here.. It's hard to find high quality
writing like yours nowadays. I seriously appreciate people like you!
Take care!!
my webpage: http://www.yourtobaccosstore.com

Adsız dedi ki...

Oh my goodness! Amazing article dude! Thanks, However I am experiencing issues with your
RSS. I don't understand why I cannot subscribe to it. Is there anybody having the same RSS problems? Anyone who knows the answer can you kindly respond? Thanx!!
Here is my website :: golden virginia tobacco

Adsız dedi ki...

It's an awesome piece of writing in support of all the internet visitors; they will obtain advantage from it I am sure.
Feel free to surf my web blog - Hus i Bodrum